
Emrullah Bey'e Teşekkürler
Bez Bebek Barbie Bebeğe Karşı
Geçen gün yerel bir televizyon kanalında yayınlanan bir program dikkatimi çekti. İzlemeye başladım. Kanal, Kayseri'nin Soğanlı Kasabası'nı tanıtıyordu. Tarihi zenginliklerinin yanında dünyaca ünlü el yapımı bez bebekleri varmış bu şirin beldenin. Bez bebek yapan kadınlar, hem kasabalarını turistik üne kavuşturmuşlar hem de bu işten ciddi gelir elde ediyorlarmış. Üstelik patent hakkını da almışlar. Bez bebeklerin ortaya çıkış hikâyesi de oldukça ilginç. 1960'lı yıllarda Hanife adında bir kadın, oynaması için kızına bez bebek yapıyor. O sırada bölgeyi gezmeye gelen bir turist, bebeği beğeniyor ve satın alıyor. Hanife Teyze kızına bir bebek daha yapıyor. Sonra turistik amaçlı üretim fikri gelişiyor. Önceleri bir aile, derken bugün kırk elli aile bu işten para kazanmaya başlıyor.
Programı izlerken dalıp gittim oyuncaklara. Çocukluk devresinin vazgeçilmezi oyuncaklar... Sonra kendi çocukluğumun oyuncaklarıyla günümüz çocuklarının oyuncaklarını kıyaslamaya başladım. Bir yanda kendi ellerimizle yaptığımız tahta arabalar, silahlar, çemberler, kız çocuklarının özeni bezeni yaptığı bebekler. Diğer yanda mantar gibi her yanı saran Uzakdoğu malı, süslü, cilalı, konuşan oyuncaklar.
Oyuncak konusunda günümüz çocuklarının hep daha şanslı olduğunu düşünürdüm. Acaba durum gerçekten böyle miydi? Her istediği oyuncağı, hiçbir çaba sarf etmeden hazır bir şekilde önünde bulan çocuk mu doyuma ulaşmış ve mutluydu? Yoksa uzun emekler sonunda kendi oyuncağını yapabilmiş çocuk mu daha mutluydu? Günümüz tüketim çağının çocukları, hep daha fazlasını, daha yenisini isteme tatminsizliğine düşürülmüşken; önceki nesiller, kendi oyuncağını üretebilen, emeğin kıymetini küçük yaşta kavramış, kanaatkâr çocuklardı. Galiba fikrimi değiştiriyorum. Evet, bence eskinin çocukları daha mutluydu.
Kızlar, tıpkı Soğanlılı kadınlar gibi el emeğiyle yaparlardı bez bebeklerini. Biz erkekler ise yine kendimiz tasarlayıp bin bir emekle bir araya getirirdik tahtadan arabanın parçalarını. Eşyayı tanır, elimizde, beynimizde hissederdik. Parçaların bir araya gelip eserin ortaya çıkması, çocukların onun başına toplanıp seyretmesi, dayanılmaz hazlar verirdi patenti elinde tutan çocuğa. Başarının gururunu, kendi oyuncağını yaparak yaşardı eskinin çocukları. Günümüz çocukları ise sahip oldukları maharetli oyuncaklar hakkında hiçbir malumata sahip değiller ne yazık ki. Oturup sessizce onları izliyorlar. Bozulunca atılıp yenisi alınacak eğlencelik bir nesne olarak bakıyorlar oyuncaklara. Bunca çeşitlilik içinde eşyaya yabancılaştı çocuklarımız. Çinliler bize oyuncak satıyor. Biz ise çocuklarımızın ruhunu Çinli oyuncaklara satıyoruz. Keşke Çin'den sadece atasözü alsaydık. Çocuklarımıza Çin malı oyuncak alacağımıza oyuncak yapmayı öğretseydik.
Bir zamanlar, ne alırsan bir milyonlar yoktu ama oyuncak yapabilen çocuk eller vardı. Bir zamanlar barbie bebekler, kumandalı arabalar yoktu ama terziden alınan kırpıntılar, marangozdan alınan kırıntı tahtalar vardı. Geçmişi hep böyle özlemle yâd ederken acaba bir şeyleri de kaybettiğimizin farkına varıyor muyuz? Sadece çocukluğumuz ve eski oyuncaklarımız geçip gitmedi hayatımızdan. Onunla birlikte üretken, kanaatkâr ruhumuzu da kaybettik. Çocuklarımızı petrol artığı, zehir saçan oyuncaklara teslim ettik. Kim bilir bir gün çocuğunuzu, kendi çocukluğunuza götürmek isterseniz, şehrin kıyısında hâlâ bir marangoz, yada mahallenizde bir terzi bulabilirsiniz. Oralardan alacağınız parçalarla çocuğunuza bir başka çocukluk yaşatabilirsiniz. Bakın o zaman sadece oyuncak konuşmayacak. Hem çocuğunuz hem de oyuncak konuşacak.
Yorumlar
recep
{ 29 Kasım 2008 11:20:59 }
seni filimlerde gördüm çok güzel oynuyorsun sihirler bende olsa ne mutlu olurdum ne güzel filimlerde oynuyorsun bende televizyonda oynamak isterdim

yazan recep özkul şairi i.hakı talas
amca gene gerçekten önemli ve güzel bi konuya değinmişsin.geçen günlerde bende aynı konu ile alakalı trt2 de bir belgesel seyrettim ve çok hoşuma gitmişti. Hayatın belkide çok dikkat çekmeyen bir ayrıntısı ama insanın kişilik gelişiminde kabiliyetlerini geliştirmesi ve hayal gücününü zorlama anlamında önemli bir husus.Yeri geldiğinde bir şişeye otobüs ,yeri geldiğinde bir kara lastiğe kamyon rolünü yüklemenin verdiği haz anlatılmaz. Ellerine sağlık çok güzel bir yazı olmuş.
Diğer Sayfalar: 1.
Yorum Yazın