Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

U S T A

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 3 Yorum | Okunma 2347 Okunma | 18 Haziran 2010 23:18:42

Yunus Emre ağabeye teşekkür ediyoruz

USTA

İkindi geçkini güneş ışıkları artık sarkmaya başlamıştı ki evin etrafında birkaç tur attıktan sonra, arka odada, pencere önündeki kanepeye oturdu. Derinden birkaç soluk alıp verdi. Rahatlamıştı sanki. Sazcıvaz yolunun, Seksenveren ve Say tepelerinin de görülebildiği pencereden Boğaziçi Mahallesini seyre daldı. Bahar, bütün güzelliklerini çoktan göstermeye başlamıştı bile. Ağaçlar yeşermeye başlamış, boz bayır ve tepelerde şimdilik oluşan yeşil otlar da bir örtü gibi her tarafı süslemişti. Bir an, seksene merdiven dayamış yaşına rağmen kendini yayla yoluna vuracak kadar güçlü hisseti. Her adımda baharın taze havasını içine çeke çeke yürümek istiyordu. Kalktı, ayakkabılarını giydi ancak daha ilk adımında yine dizinde nükseden ağrı ile bu hayalin gerçekleşemeyeceğini anladı ve kanepeye geri döndü.

Hatıralar da engellenemezdi ya…bu kez dalgındı. Poyraz Pınarı şu günlerde daha bir gür akıyor olmalıydı. Kurnası bozulmuş muydu acaba? Hani, suyun öylesine dağınık akmasına bir türlü dayanamıyordu. Hemen yanı başında bulunan çalı ağacının yaprakları da oluğun sağını solunu sarmalamış olmalıydı. Her kim bu adı koymuşsa çok yerindeydi. Tam poyraza karşıydı ve adını aldığı rüzgar gibi sertti ve soğuk mu soğuk bir suyu vardı. Uzun yayla yürüyüşlerinden sonra bahçenin hemen üzerinde bulunan bu pınardan öncelikle doya doya içer öyle sarkardı aşağıya. Hatta suyuyla küçük bir göl oluşturup, kepirde elma ve kayısı ağaçlarından müteşekkil küçük bir bahçe de yapmıştı. Gözünden sakındığı ağaçlarına çocuklarının isimlerini bile vermişti; Hulusi, Musa, Hidayet, Solmaz…öyle ki gümrah dalları rüzgardan ayrıldığında geceleri gözlerine uyku girmezdi.

Yayla evi ne haldeydi acep? Kendi ellerliye yaptığı evin bir köşesinde az bir çıtlama vardı, açılmış mıydı yoksa? Bu tür ihtimallere ve söylentilere hiç tahammülü yoktu doğrusu. Nihayetinde beldenin biricik ustasıydı. Hemen çoğu evde onun imzası vardı. Bir keser, bir çekiç, bir şakul, bir su terazisi, bir de testere…onun her şeyiydi. Yamru yumru taşlar, ağaçlar onun maharetli ellerinde öyle bir sanata dönüşürdü ki…uzun yaz günleri… sabahın erken saatlerinde başlayan inşaat işleri, akşamın ilerleyen saatlerine kadar sürerdi. Kuşluk çayı ihmal edilmemeli. Ha, yanında mutlaka aperatif bir şeyler de bulunsun canım. Herkes bunu bilir ve tedbirini ona göre alırdı. Su, ille de su yetiştirin. Usta terlemekte. Hem de ne terleme. Sanki ter makinesi. Ve akşam vakitleri…kor üstüne korlar atılmış… inşaat sahipleriyle çay eşliğinde tatlı bir sohbetin vaktidir artık…

Ya, yayla dönüşleri? Hani şu Say’ın o serinleten gölgesinde yapılan dönüşler, bütün yorgunlukları unuttururdu. Musa çıktığı ilk gurbetten gelmişti ya. Akşama kadar bahçede çalışmışlar, sonra da birlikte dönmüşlerdi. Nasıl da heyecanla anlatıyordu ilk göreviyle ilgili taze anılarını. Eğitime aç çocuklar, yardımsever köylüler, ilk yemek pişirme denemeleri ve memleket özlemi…bir ah çekti. Kuruyan gözlerinden yaşların dökülmesine engel olamadı. Babasını, annesini, ağabeylerini, bacılarını, yakınlarını kaybetmişti. Ancak bu son ayrılık, bu son veda dayanılır gibi değildi. Sabretmeliydi. Değilmiydi ki Müslüman’ın temel özelliklerinden birisi de “sabretmek” O da öyle yapmıştı zaten.

Ah gurbet, diye geçirdi içinden. Bir zamanlar şu evde çoluk çocuğu ile birlikte ne de güzel günler geçirmişti. Ama gün geldi kızlar büyüdü gelin olup yuvadan uçtu, keza oğlanlar da. Öyle ki buralardan ayrılıp çocukların yanında kışı geçirecek günleri de gördü. Oysa ki her şeyi işte bu beldeydi. Çoğu hemşehrisi gurbeti yol ederken o buralardan ayrılmamış, çok sevdiği eşini ve çocuklarını yalnız bırakmamıştı. Ne demekti, İzmir’de İstanbul’da kışı geçirmek? Ama işte yine buradaydı. Yakında çoluk çocuklardan ve torunlardan gelenler olacak ve şu eski evde eski günleri andıran şenlikler yaşanacaktı. Hatta otomobille de olsa yaylaya da gidecekler, Poyraz Pınarı’nın suyunda çay hazırlayacaktı misafirlerine.

Açık olan kapının dövüldüğünü duyunca kendine geldi. Zorlukla doğruldu. Bir ziyaretçisi vardı; Necdet Ağabey. İçeri buyur etti. Selam sabahtan sonra sohbet yavaş yavaş ilerlerken çaylar da yudumlanmaya başlanmıştı. Derken küçük kardeş Muhammet’te sohbete dahil oldu. “sessiz zamanların yükselen çığlığı azalmaya başlamıştı”

Yunus Emre

 | Puan: 10 / 2 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

hulusi takcı { 23 Haziran 2010 09:45:22 }
Zaman eviriyor çeviriyor öğütüyor bizleri.. Mülkünde varis olan Allah. Kimler geldi kimler geçti bu dünyadamn.. Bizlerde nöbetimizi dolduruken dünyada kendimizce bir takım oyalanmalar ediniyoruz. Babam ekmeğini gerçek anlamıyla taştan çıkaran adam. Allah sağlık sıhhat versin razı olsun. Herbirimizin hayatında farklı renkler hakim ..biraz burukluk biraz acı nadirattan sevinçler.. Ama şikayet yok. hayatın zorluk ve güzelliklerini kabullenmemizde imanımızın yeri büyük. Mal da yalan mülkte yalan var birazda sen oyalan nüktesinde ifadesini bulduğu gibi..Yalan dünyada herşeye katlanıyor insan ayrılıklara acılara... Gurbet ve ayrılık vurgulu yazın için teşekkürler kardeşim
Hidayet Takçı { 20 Haziran 2010 21:27:05 }
Bis USTA'yı başka bir USTA (kalem)'dan okumak çok zevkli. Eline sağlık Yunus ağabey. Evet, gurbet sevgili babamı da çok sevdiği yerinden yurdundan ayırdı fakat iyi ki yazlar var. İnşallah daha uzun yıllar yaz mevsimlerinde, yaylamızın ve bizim sevincimiz olmaya devam ederler annemle birlikte.
taner { 19 Haziran 2010 08:51:10 }
USTAYA selameder ellerinden öperim bizim evdede emeği olnuştu.şimdi ne böyle ustalar var nede sohbetler.
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun383 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI